Prof.Dr. Mustafa ÖZTÜRK’ün Kuran Mealindeki Ezber Bozucu Çevirileri ve Anlamın Yansımaları
   
Yazar :Feyza ALİUSTAOĞLU
Tarih :22/11/2012
Okunma Sayısı :25907

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, takip edenlerin yakından bildiği üzere Giresun doğumlu bir ilim adamı olup halen Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı başkanı olarak görev yapmaktadır. Çoğu hakemli dergilerde yayınlaşmış olan yüze yakın makalesi, on küsur kitabı bulunmaktadır. Bana göre en önemli eseri, özellikle toplumun ihtiyacı göz önüne alındığında Anlam ve Yorum Merkezli Kur’an Çevirisidir.

Toplam sayısı iki yüz elliye ulaşan Kuran çevirileri arasında Mustafa Öztürk’ün meali diğerlerinden farklı özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Meali özgün kılan hususiyetler arasında; (1) Ayetin indiği ortamdaki anlamını vurgulamaya çalışması, (2) İlk dönem kaynaklara öncelik vermesi, (3) Çevirinin bir anlam bütünlüğü içersinde yapılmış olması, (4) Klasik meallere göre ezber bozucu anlam takdirlerinin bulunmasını sayabiliriz.

Ezber bozan mana takdiri ifadesiyle ne kastettiğimizi daha iyi anlatabilmek için, Öztürk’ün Fecr 15-16 ve Adiyat 6-8. ayetlerle ilgili çevirisini örnek verebiliriz. Öncelikle belirtmeliyiz ki hem Fecr hem de Adiyat suresi erken Mekke dönemine ait sureler arasında yer alır. Nüzul tertibine göre Fecr 10., Adiyat ise 14. suredir. Bazı kaynaklardaki bilgilere göre  her iki sure de vahyin üçüncü yılında nazil olmuştur. Birçok Mekkî suredeki ifadeler ve işaretlerden de anlaşılacağı üzere vahye muhatap olan Mekke toplumunun ateizm (Allahsızlık) gibi bir sorunu yoktur. Diğer bir deyişle, bu toplumda Allah inancı mevcuttur. Bunun içindir ki müteaddit ayetlerde, “Ey Peygamber! O müşriklere, şu gökleri ve yeri kim yarattı diye soracak olsan, kesinlikle ‘Allah yarattı’ diye karşılık verirler” denilmiştir (Mesela bkz. Lokman 31/25; Zümer 39/38). Sorun, Allah’ı tek gerçek ilah olarak tanımama, O’ndan başka birtakım varlıklara tanrılık yakıştırma sorunudur. Bu yüzden Kur’an’ın en temel konusu, tevhid, yani Allah’ı rububiyet ve ulûhiyette eşsiz, ortaksız tek gerçek mabud kabul etmektir. İlahi mesaja muhatap olan Mekke toplumundaki önde gelenler zümresinin vahye karşı takındıkları olumsuz tavır Kur’an’da el-insan kelimesine eklenen nankör, zalim, cahil gibi sıfatlarla ifade edilmiştir. Nitekim Mustafa Öztürk Hocamız da yukarıda sözü edilen ve el-insan kelimesini içeren ayetleri şöyle çevirmiştir:

 89 FECR 15-16: İnsan var ya şu nankör / kafir insan, rabbi onu (sağlık,afiyet,zenginlik gibi)lütuf ve nimetlerle sınadığı zaman , “Rabbim bana hak ettiğim lütufda bulunda”der.Ama onu darlık ve yoklukla sınadığında “rabbim bana büyük haksızlık etti” diye sızlanır.

 100 ADİYAT 6-8 : (Kafir) insan rabbine karşı gerçekten çok nankördür.Üstelik nankör olduğuna kendi vicdanı da şahittir.Onun dünya malına düşkünlüğü tarifsizdir.

 Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün çevirisine göre, her iki ayet gurubunda da kafir (nankör) insanın davranış tarzından bahsedilmektedir. Oysa diğer meallere bakıldığında, bu ayetlerde kafir, nankör insan tipinden değil, insan cinsinin genel karakterinden söz edildiği sonucuna ulaşılır. Örneğin bu ayetlerin Elmalılı Hamdi Yazır mealindeki karşılıkları şöyledir:

 FECR 15: Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, “Rabbim bana ikram etti” der.

 ADİYAT 6: Şüphesiz insan Rabbine karşı çok nankördür.

 Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi söz konusu ayetlerin hemen hemen tüm meallerdeki çevirilerinde “İnsan ya da İnsanoğlu” kelimesi bulunmaktadır. Bunlara ilaveten Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan “Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir” adlı eserde Adiyat suresinin konusu için de şöyle yazılmıştır. “İnsanoğlunun nankörlüğü ve mala düşkünlüğü, ahiret hayatı için harcama yapmaması ve bu yüzden onu kötü bir sonucun beklediği söz konusu edilmektedir”.

Elimizdeki diğer tefsirlere baktığımızda da Fecr ve Adiyat suresinde geçen ayetler için hep insanoğlunun nasıl nankör olduğundan bahsedildiğini görebiliriz. Tam bu noktada akıllara şöyle bir soru gelebilir: İnsanoğlu yaradılışı gereği nankör müdür yoksa tercih ettiği yaşam şekli neticesinde kendisi mi nankör olmaktadır? Mustafa Öztürk hocanın çevirisine göre doğru seçenek ikincisidir. Peki, Öztürk Hoca bu farklı çeviriyi hangi gerekçelere dayandırmıştır?

Hoca, Kuran’ı anlamanın en temel koşullarından biri, belki de birincisi olarak vahyin nazil olduğu tarihsel süreci ve ilk hitap çevresini dikkate almak gerektiğini savunur. Buradan hareketle, ayetlerin öncelikle nüzul ortamındaki topluma, yani ilk hitap çevresindeki insanlara ne dediğini ve bu insanların ayetlerden ne anladığını doğru ortaya koymamız gerektiğini söyler. Buna paralel olarak da Kur’an’ın vahyedildiği döneme yakın zamanlara tanıklık eden müfessirlerin görüşlerine mutlak önem ve öncelik atfettiğini belirtir. Burada bahis konusu ettiğimiz ayetler bağlamında da şu hususun altını çizer: “Klasik tefsirlerde sahabe ve tabiundan nakledilen açıklamalara bakıldığında, gerek Fecr gerekse Adiyat suresinde geçen el-insan kelimesiyle genel anlamda “kafir/müşrik insan tipinin, özelde ise Ümeyye b. Halef, Kurt b. Abdillah, Velid b. Muğire ve benzeri müşriklerin kastedildiği görülür. Bu bilgiyi test etmek için, sözgelimi Mukatil b. Süleyman, İbnü’l-Cevzî ve Kurtubî gibi müfessirlerin Türkçe çevirileri de bulunan Kuran tefsirlerine bakmak yeterlidir.

 Bahis konusu ayetlerin çevirilerinden de anlaşılacağı üzere bu noktada iki önemli anlam farklılığı ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki, klasik çevirilere göre insanoğlu yaratılışı gereği nankördür. İkincisi ise Mustafa Öztürk’ün çevirisine göre nankörlük sıfatı kafir/müşrik insan tipine aittir. İlk çeviri, bütün insanoğlunu nankörlük noktasında -peygamberler de birer insan oldukları için az çok bu kapsama dahil edilebilir- zan ve töhmet altında bırakırken, ikinci çeviri nankörlüğü müşrik ya da daha genel anlamda kafir insan tipine hasretmektedir. Bu iki anlam arasında uçurum farkı bulunduğu açıktır. Bunun yanında okuyucunun bu iki farklı anlamdan hareketle çok farklı sonuçlara ulaşacağı, hatta burada söz konusu olan anlam farkına göre kendini tanıma ve tanımlama, din ve dünya tasavvurunu oluşturma şeklinin dahi iki farklı istikamete doğru yol alacağı şüphesizdir. İnsanoğlunun hilkat icabı nankör olduğunu belirten çevirinin, en temel görevi iman ve amel-i salih olan, bunun yanında emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münkerle mükellef kılınan Müslüman insan için, hep kuşku, hep tereddüt vesilesi olacağı ve hatta bütün bir hayat boyunca içten içe travmalar yaşayacağı da söylenebilir.

Kuşkusuz, insan nankörlük, azgınlık gibi davranışlara teşne olabilir ve bütün bu olumsuz davranış ve vasıflar Kur’an’da şeytan diye ifade edilen şer güçlerin –ki bu güçler insanı kötülüğe yönelten her türlü faktörü içerir- sevkiyle gerekli şartlar oluştuğunda ortaya çıkabilir. Bu mesele bir tarafa, İslam’ın insana verdiği değerden bahis açıldığında bir taraftan “Allah insanoğlunu eşref-i mahlukat olarak yarattı” deyip, diğer taraftan da altmış küsur ayette geçen ve bu ayetlerin hemen hepsinde sırf nankörlük, cahillik, zalimlik gibi sıfatlarla anılan el-insan kelimesini genel manada insanoğlu diye anlayıp yorumlamak acaba ne kadar tutarlıdır? Mademki Allah insanı en şerefli ve değerli varlık olarak yaratmıştır; o halde niçin tek bir ayette insan kelimesine müspet bir sıfat izafe etmemiştir? Dahası, Allah eşref-i mahlukat olan ve bütün bir kainatı hizmetine amade kılan insanı niçin hep nankörlük ve zalimlik gibi sıfatlarla tavsif etmiştir? Burada bir tuhaflık, gariplik yok mudur? Öte yandan, şayet Allah insanı nankör olarak yaratmışsa, ondan iman, ihsan, takva gibi kavramlarla ifade edilen iyilikler beklemesi acaba ne kadar adil ve makuldür? İnsanoğlunun genel vasıfları arasında nankörlük olduğunu kabul ettiğimiz zaman bu ve benzeri sorular da beraberinde gelmektedir. Şüphesiz soruları artırmak mümkün ve bu sorulara kaçamak cevaplar üretmek de hiç zor değil.

 Özetle, gerek burada söz konusu ettiğimiz ayetlerden gerekse Kur’an’ın bütününden anladığım ve çıkardığım sonuç şudur: Eşref-i mahlûkat olmak insanoğlunun yaratılışı gereği genel bir sıfattır; nankörlük(kafirlik) ise bu sıfatı taşıyamayan kimseler için özel olarak kullanılan bir vasıftır. Dolayısıyla ilgili ayetlerde geçen nankörlük (kâfirlik) vasfı, insanoğlunun genel karakteri değil, özünde kötülüğe temayül kadar iyilik üretme potansiyeli de bulunan insanoğlunun iyilik potansiyelini işlevsel kılmak yerine kendisini varlık âlemine çıkarıp sayısız nimet bahşeden rabbine karşı nankörlüğü/kafirliği tercih etmesidir. Diğer bir deyişle, nankörlük yada kafirlik insanoğlunun genel karakteri değil, iyiliği ve dürüstlüğü beceremeyen insanların zorunlu olarak sahip oldukları vasıflardır.  İnsanın hür ve muhtar bir irade sahibi olduğu şüphesizdir. Böyle de olması gerekir. Mademki insan bu dünyaya sınanmak için gelmiştir; öyleyse bu sınavın her şeyden önce adil olması gerekir diye düşünüyorum. Bunun olmazsa olmaz şartı ise insanın bilerek ve isteyerek tercihte bulunabilmesidir.

 Aynen ALBERT EİNSTEİN’ın, Eğer kötülüğü tanrı yaratmışsa  Tanrı kötüdür diyen profesöre karşı

“Kötülük ve şeytan insanın Tanrı’yı ve sevgisini yüreğinde hissetmediği zaman yaptıklarına verilen ad dır. O,aynen sıcaklığın olmadığı yere adını verdiğimiz soğuk yada ışığın olmadığı yere adını verdiğimiz karanlık gibidir” demesi gibi... Dolayısıyla ayetlerde sözü edilen insandan kasıt tüm insanoğlu değil ayetin indiği toplumda mesajı reddeden insan yada insanlardır.

Doğrusunu ALLAH bilir.

  

 

 

 

Haber Yorum Yaz Yazılan Yorumları Oku
Adı Soyadı İdris KOÇ 23/11/2014
Çunku bence zaiddir. Okuduğunu anlayan herkes buralarda kastedilen insanın mutlak manada değil,oncesinde anlatılanlar bağlaminda o eylemleri irtikap eden insanlar oldugunu anlar. Ves-Selam


Adı Soyadı Ramazan Osma 26/4/2014
Bu yazıda ifade edilen hususun yeni bir şeymiş gibi sunulmasını doğrusu tuhaf karşıladım. Çunku ayetlerde geçen"insan cahil,zalim nankördur" ibarelerinin öncesine bakildiğında mutlaka insanların bazı eylemlerinden söz edildikten sonra bu ifadeler kullanılır. Bu da zaten o eylemleri yapan insanlara yönelik sıfatlar olduğunu her okuyan kişinin anlayabileceği kadar açıktır. Kuran bütünlüğü içersinde okunduğunda ayrıca ibarelerin yanına Kafir sıfatının konulması zaiddir. Okuyucuyu hiç bir şeyden anlayan bir kişi yerine koymaktır. Allah yarattiğı insanın, bu ibarelerde geçen insan kavramının hangi sıfata sahip insan olduğunu siyak-sibak ilişkisinden anlayabilecek donanımda oldugunu bildiğinden ayrıca Kafir sıfatını zikretmemiştir. Çunku bence zaiddir. Okuduğunu anlayan herkes buralarda kastedilen insanın mutlak manada değil,oncesinde anlatılanlar bağlaminda o eylemleri irtikap eden insanlar oldugunu anlar. Ves-Selam


Adı Soyadı emel şavur 3/2/2014
Sayın Mustafa ÖZTÜRK hocamızın eserini Kur an-ı Kerim derslerimizde kendi hocamızın elinde görmüştük. Hemen almak istedik, inşallah hemen tedarik edicez. Çok farklı ve kafa karışıklığına mahal vermeyen bir eser. Allah hocamızdan razı olsun. Dinimizi öğrenmek isteyen herkese ulaşsın bu eser inşallah...


Adı Soyadı Davut AKGÜL 30/11/2012
Kötülük üzerine düşündüğüm bu günlerde yazının final bölümündeki alıntı zihnen bir inkişaf ruhen de bir inşirah hissi oluşturdu.Allah Razı olsun. Yazının"Doğrusunu Allah bilir" bitişi ise tevazunun ve derin saygının en eski en estetik ve en doğru yolu. Ayrıca yazı metodik bir şekilde akademik bir üslupla kaleme alınmış.Tebrik ederim


Adı Soyadı Mustafa Öztürk 28/11/2012
Sevgili Feyza Kardeşim, Evvelen, Kur an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri" adıyla yayımalanan Kur an çevirisi çalışmamla ilgili bu takdirkar değerlendirmenizden dolayı çok mütehassis olduğumu belirtiyor, çok teşekkür ediyorum.Saniyen, bu çalışmamın Cenab-ı Hak nezdinde de say-ı meşkur olmasını diliyorum. Selam ve sevgiyle. Mustafa Öztürk


Adı Soyadı FEYZA ALİUSTAOĞLU 23/11/2012
Yorumunuz beni ziyadesiyle mutlu etti.Teşekkür ederim Mustafa hocam


Adı Soyadı Mustafa KÜÇÜK 22/11/2012
Selam soylu ses sahiplerine, Doğrusu yazıyı başlangıçta okumak gibi bir niyetim yoktu. Fakat bir kaç cümle okuyunca bala/tatlıya/çiçeğe konmuş bir bal arısı gibi kendimi kalemin gücünü hissettiren bu özgün değerlendirmeden alamadım. Gerçekten çok müstefit oldum!Şahsen benim de yıllardır içimde çözüm aramaya çalıştığım ve fakat doğrusu cevap bulmakta zorlandığım bir probleme bilgece yapılmış bu açıklamalar ciddi bir cevap, nefis bir açıklama olmuştur. Benim en çok etkileyen bölüm ise şudur: "Eşref-i mahlûkat olmak insanoğlunun yaratılışı gereği genel bir sıfattır; nankörlük(kafirlik) ise bu sıfatı taşıyamayan kimseler için özel olarak kullanılan bir vasıftır. Dolayısıyla ilgili ayetlerde geçen nankörlük (kâfirlik) vasfı, insanoğlunun genel karakteri değil, özünde kötülüğe temayül kadar iyilik üretme potansiyeli de bulunan insanoğlunun iyilik potansiyelini işlevsel kılmak yerine kendisini varlık âlemine çıkarıp sayısız nimet bahşeden rabbine karşı nankörlüğü/kafirliği tercih etmesidir. Diğer bir deyişle, nankörlük yada kafirlik insanoğlunun genel karakteri değil, iyiliği ve dürüstlüğü beceremeyen insanların zorunlu olarak sahip oldukları vasıflardır. İnsanın hür ve muhtar bir irade sahibi olduğu şüphesizdir. Böyle de olması gerekir. Mademki insan bu dünyaya sınanmak için gelmiştir; öyleyse bu sınavın her şeyden önce adil olması gerekir diye düşünüyorum. Bunun olmazsa olmaz şartı ise insanın bilerek ve isteyerek tercihte bulunabilmesidir." Çok teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim! Selam ve esenlik hidayet üzere olabilenlere,


YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

ÇEVRE SORUNLARI BAĞLAMINDA GİRESUNDA ÇARPIK KENTLEŞME VE BİR AVUÇ BOZGUNCU -1-
Prof.Dr. Mustafa ÖZTÜRK’ün Kuran Mealindeki Ezber Bozucu Çevirileri ve Anlamın Yansımaları
YEŞİLGİRESUN BELEDİYE SPOR’A DAİR: BİR KAÇ İYİ ADAM
TB2L ‘DE 12.HAFTANIN ARDINDAN YEŞİLGİRESUN BELEDİYESPOR
YEŞİLGİRESUN BELEDİYE SPOR-FİNAL GENÇLİK MAÇI: MAZERETİ OLMAYAN YENİLGİ

YAZARLAR
İshak BIÇAKCI
 YENİ NESİL DİN DİLİ
Mustafa ÖZTÜRK
 Kendi Milletine Silah Sıkan Alçaklar İdamla Yargılanmalı ve Asılmalıdır!
Mustafa KÜÇÜK
 UZUN ADAMI ACIMASIZCA ELEŞTİRMEK
Bünyamin ÇETİNKAYA
 GENEL BAŞKAN OLSAYDIM!
Nazım KURUCA
 BİR BAŞARININ ÖYKÜSÜ: BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ
Yakup ALTIYAPRAK
 GÜNAY ÇAKIROĞLU
Sefer ÖZKAYA
 CEP TELEFONUN ZARARLARI
Feyza ALİUSTAOĞLU
 YEŞİLGİRESUN BELEDİYE SPOR-FİNAL GENÇLİK MAÇI: MAZERETİ OLMAYAN YENİLGİ
Şenol SANCAK
 Kan Çiçekleri
Mehmet FATSA
 Görele nin Kimliğini Temsil Eden Tarihi Eser:Hasan Ağa Cami
Bünyamin ÇETİNKAYA
 BİLEMİYORUM…
Suat HAKTANADAM
 GİRESUN KALESİ ATAPARK’A YUKARIDAN BAKIYOR
Mustafa ÖZDEMİR
 AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR
Mustafa TÜRKMEN
 BİYOTEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ KURULUYOR!
Kazım Özer KESKİN
 Başka çaremiz yok…
12
 
Haberci 28
E-mail:
bilgi@haberci28.com  web: www.haberci28.com