Ulusalcılık/Milliyetçilik/Asabiyet: İmanın ve Teslimiyetin Önünde Ciddi Bir Engel (3)
   
Yazar :Mustafa KÜÇÜK
Tarih :9/5/2013
Okunma Sayısı :3036

 

Ulusalcılık/Milliyetçilik/Asabiyet:

İmanın ve Teslimiyetin Önünde

Ciddi Bir Engel  (3)

 

Şurası unutulmamalıdır ki kan, ırk, kavim, kabile, mezhep ve meşrep gayretine bağlı asabiyet imanın da önünde ciddi bir engeldir. Aralarında Allah’ın ayetlerini kendilerine apaçık okuyan bir elçi, temiz bir peygamber olduğu halde o temiz mübarek elçiye sadece kabile taassubu ve gayreti yüzünden iman etmeyen insanlara tarih tanık olmuştur.

 

Allah Resulü gönderildiğinde, içinde doğup büyüdüğü Arap Yarımadasında kabilecilik, ırk gayreti, ırkçılık ve bölgecilik taassubu egemen bir düşünce biçimiydi ve bu düşünce hiç kuşkusuz İslam’ın önünde ilk ve en büyük engellerden biriydi. Bu dönemde herkes kendi kabilesini övüyor ve bu konuda aralarında adeta bir yarış vardı. Bu ise İslam davası için ciddi bir engeldi.

Bu çarpık anlayış ve ideoloji hakka karşı en büyük direnişin nedeniydi. Mübarek Allah elçisi onları İslam’a davet edince onların verdikleri cevap Kur’an’da şöyle anlatılır: “Şu Kur’an iki memleketin birindeki büyük bir adama indirilmeli değil miydi? Zuhruf Suresi: Ayet 31

İslam’a davet esnasında Ebu Cehil gerçeği algılayabildiği halde sadece kabile asabiyetinden gelen bir taassupla ve gayretle İslam’a girmekten kaçınmıştı.

Bu olayı bizzat kendisi şöyle dile getirmişti: “Biz Abdi Menaf oğullarıyla şeref müsabakası yapardık. Hacılara bazen onlar bazen biz yediriyorduk. Kâbe hizmetini bazen onlar bazen biz üstlenirdik. Harcamayı bazen onlar, bazen biz yapardık. Bütün işlerde bir yarış halindeydik ve onlarla benim kabilem alt-başı giden iki süvari gibiydi. Şimdi onlar iddia ediyorlar ki kendi içlerinden kendisine vahiy gelen bir peygamber çıkmıştır. Böyle bir şeyin bir benzerine biz nasıl erişebiliriz? Vallahi ona asla inanmaz ve doğruluğunu kabul edemeyiz.”

Ayrıca bu fikri sadece o cahiliye toplumunda Ebu Cehil paylaşmıyordu. Aynı düşünce farklı biçimlerde başkaları tarafından da gündem ediliyordu. Allah’ın gönderdiği o mübarek elçiye inanmamalarının nedenlerini ve elçiye kızgınlıklarını şöyle açıklıyorlardı: “Bu nasıl biri ki bizim ideallerimizi boşa çıkartıyor, babalarımızı kötülüyor, dinimizi ayıplıyor ve topluluğumuzu dağıtıyor. Ayrıca, Arap’ların başka kavimlere olan üstünlüğünü de inkâr ediyor.

Üst tabakayla alt tabakayı aynı seviyede tutuyor. Arap’ın aristokrat ve burjuva takımını Habeşli kölelerle bir tutuyor.”

İbni Hişam bu olayı şöyle anlatır: “Mübarek Allah elçisi mescidi nebevide otururken yanında ashaptan Habbab, Ammar, Ebu Fukeyhe, Yaser (Safvan bin Ümeyye’nin kölesi), Suheyp ve benzeri maddeten zayıf kimseler de bulunurdu. Kureyş’in ileri gelenleri bunlarla alay eder ve aralarında şu konuşmalar geçerdi: “İşte onun ashabı şu gördükleriniz gibidirler. Allah’tan gelen hidayet ve hak yanlısı bunlar mı?

Şayet Muhammed’in getirdiğinde hayır olsaydı, yanındakiler bizden daha ileride olurlardı. Biz varken Allah tutup onları ve onun adamlarını mı hakkın taraftarları olarak seçti?”

Bu sınıfsal düşünce, zenginlik ve kapital üzerine kurulu/örgülenmiş asabiyet, hemen her devirde var olan bir asabiyet türü olup boş bir gururdan ve aldanmadan başka bir şey değildir.

Bu tür sınıfsal yaklaşımların, toplumu sınıflara ayırarak katmanlaştıran anlayışın benzerlerini Kur’an bize farklı biçimlerde aktarmaktadır. Örneğin, Nuh (as)’ın kavmi kendisine iman eden fakir kimseler hakkında şöyle demişlerdi:  “And olsun ki Nuh’u kavmine gönderdik. Onlara dedi ki: ‘Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Doğrusu ben hakkınızda acıklı bir günün azabından korkuyorum.’ Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: ‘Biz seni bizim gibi bir insan olarak görüyoruz ve sana bizim basit görüşlü ayak takımımızdan başkasının uyduğunu da görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz de söz konusu değildir. Bilakis biz sizi yalancı sanıyoruz.’ Nuh dedi ki: ‘Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de, bu sizin gözlerinizden gizli bırakılmış ise buna ne dersiniz? Hoşlanmadığınız halde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?”

Ey kavmim! Buna karşılık olarak sizden hiçbir mal istemiyorum. Benim ücretim ancak Allah’a aittir. Ben iman edenleri yanımdan kovacak değilim. Çünkü onlar Rableriyle mülâki olacaklardır. Fakat ben sizi cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum.”

Hud Suresi: Ayet 25-29

Görüleceği üzere, bu anlayışla tüm Kureyş kabilesi Allah’ın o temiz, mübarek elçisine karşı bayrak açtılar. Ne acıdır ki kabile gurur ve gayretleri onları o temiz elçiye uymaktan alı koydu.

Yine aynı şekilde İslam’ın ilk dönemlerinde Yahudi Arap’lar da uzun zamandan beri bir peygamberin geleceğine kesinlikle inanıyorlardı.

Zira gerek ellerinde olan Tevrat ve gelen tüm elçiler bu son peygamberi onlara müjdeliyorlardı. Ama Yahudi’ler gelecek olan peygamberin kendi soylarından yani İsrail oğullarından geleceği beklentisi içindeydiler.

O kadar ki Mekke’li putperest müşriklerle tartışırken bile onlara içlerinden bir Resul geleceğini ve onunla birlikte Mekkeli putperestleri alt edeceklerini bile düşünüyor ve bunu değişik ortamlarda da dillendiriyorlardı.

Fakat Allah’ın elçisi Mekke’de bir Arap kabilesi olan İsmail oğullarının arasından çıkmıştı. Bunu duyan Yahudiler o elçinin gerçekten Allah’a davet eden doğru bir elçi olduğunu bildikleri halde sırf kabile, soy-boy, kavim ve ırkçılık asabiyeti nedeniyle bu elçiyi ret ediyorlardı. 

Aynı şekilde Hıristiyanlar da ahir zaman peygamberinin geleceğini bekliyorlardı. Fakat onlar bu mübarek elçinin Şam’a gönderileceğine inanıyorlardı. Arap’lardan bir peygambere uymayı kendilerine sırf asabiyet gayreti nedeniyle yakıştırmadılar ve bu mübarek elçinin o kutlu davetine icabet edemediler. O yüce elçi Muhammed (as)’ın mesajı Hirakl’e ulaştığında o, yanında bulunan Kureyş tüccarlarına şöyle demişti: “Son peygamberin geleceğini kesinlikle bilmekteydim. Fakat onun sizin içinizden, Arap’ların içinden çıkacağını ise hiç beklemezdim.”

Aynı davet Mısır Mukavkıs’ına yapıldığında o da şöyle demişti: “Evet! Muhakkak ki bu son peygamberin geleceğine ben de inanıyor, biliyor ve bekliyordum. Ancak onun mutlaka Şam’dan çıkacağını zannediyordum.”

Aynı davet İran Kisra’sına da yapılmış ve o bu davete çok kızmış ve şöyle demişti: “Kölem beni kendine itaate çağırıyor!” Kisra kendini Arap milletinden her bakımdan üstün bir durumda gördüğünden bu davete icabet etmemiştir.

Kuşku yok ki küfür ve şirkten sonra İslam davetini önünde en büyük engel kuşkusuz ırk asabiyeti ve bölgeciliktir. Bu yüzden Allah resulü (as) bu hastalığı ortadan kaldırmak, zihinlere çöreklenmiş ve ümmet birliğinin önünde en tehlikeli bir virüsü yani kavim, soy-sop gayretini ırkçılığı ve milliyetçiliği ortadan kaldırmak için mücadele etmiştir.

Cahiliye hayatının virüsleri olan yükseklik-alçaklık duygusu, dil, renk, toprak ve kan gibi ayırıcı unsurlar olan hissi ve maddi duygularla ciddi bir şekilde mücadele etmiş ve insanlık ailesini ayrıştıran ve dahası bireyler arasına kalın duvarlar ören bu cahiliye anlayışını sonunda yıkmayı başarmıştır. Ve herkese Hz. Âdem’in çocukları oldukları gerçeğini öğretmiştir.

Allah Resulü bu konuda şöyle buyurmuştur: “Asabiyete (kavim, kabile, soy-sop üstünlüğüne mezhep-meşrep çizgisine) çağıran bizden değildir. Asabiyet uğrunda dövüşen bizden değildir. Irkçılık uğrunda ölen bizden değildir.”

Yine başka bir hadiste Allah elçisi şöyle buyurdu: “Başınızda Habeş’li bir köle bile emiriniz olsa, onun emirlerini (Allah’ın şeraitine, ölçülerine uygun olduğu sürece) dinleyin ve ona itaat edin.”

Görüleceği üzere İslam’a göre bir kimseyi ne nesebi, ne de ekonomik varlığı ileriye ya da geriye geçiremez. İnsanları öne geçiren şey takvaları olup hayırda yarışmalarıdır.

Yine bir başka hadislerinde mübarek Allah elçisi şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki maddi ve manevi tüm imtiyazlar, kan ve mal davası şu iki ayağımın altındadır.”

Kabile, kavim, soy-sop ve mezhep-meşrep gayreti olan asabiyetin kötülüğünü, zemmedildiğini bize yine şu hadisi nebevi açık bir şekilde haber vermektedir: “Ey Kureyş cemaati! Allah (İslam sayesinde) sizden cahiliyet kibrini, babalarınızı ululamayı gidermiştir. Ey insanlar! Hepiniz Âdem’densiniz. Âdem ise topraktandır. Soy-sop ile övünme yoktur. Arap’ın Acem’e, Acem’in de Arap’a üstünlüğü yoktur. Allah katında en kıymetliniz takva sahibi olanınızdır.”

 

Haber Yorum Yaz Yazılan Yorumları Oku

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Kur an ı Doğru Anlayabilmek İçin
Bir Mü min Neler İçin Fedakârlıkta Bulunabilir/Bulunmalıdır?
Çeşitli Vesilelerle Kuran Okuyup Elde Edilen Sevabı Bağışlama Üzerine
Küçük Maxasato’nun Zihnini Kuşatan Sorular!
İki Ayrı Toplum, İki Ayrı Millet
Entellektüellik Adına Hadisleri İnkar Etmek Hastalığı
Bir Kimse hem Müslüman ve Hem de Marksist vs Olabilir mi?
Zulüm Nedir ve Kimler Zalimdir?
Parayla İmanın Kimde Olduğu Belli Olur mu?
Suriye Direnişi Üzerine
Laik Sisteme Eleştirel Bir Yaklaşım
Yeni Bir Tarih Bilinci İnşa Etmek Bir Zorunluluktur
Eğitim Ve Global Sömürü İlişkisi
Bürokratik Oligarşi ve Empati Kurabilmek
Deizm Nedir? Günümüzde Deist Müslümanlar
Devlet Nedir? Devlet ve Siyasal Sistem İlişkisi Üzerine
Putperestlik/Paganizm Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkmıştır?
Tevhit Üzerine (1)
Tevhit Üzerine (2)
Kelime-i Tevhid’in Anlamı (La İlahe İllallah)
İntihar ve Sabır ilişkisi İntihar Etmenin Hükmü
Dogma Nedir? Farklı Düşünmek Erdemli Bir Tutum mudur?
Cumhuriyet Türkiye’sinde Öteki Olmak?
KÜRT DEVLETİ Mİ YOKSA...
İslam Bilgeliğe ve Hikmete Karşı mıdır?
Güya Anti-faşist Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğrencilerinde Faşist İzler
Diyalektik Üzerine
Noel Ve/Veya Yıl Başını Kutlamak
İslam Ve Batı Felsefesi Üzerine Küçük Bir Değerlendirme
Dört Erkekle Evlilik Üzerine Kadınlar Neden Dört erkekle Evlenemezler?
Eğitimde Sorun Çözümlemede Sıra dışı Bir Yöntem
Kiralık Hocalar Enkazında Özgürlük Arayışı
Din Adamı mı Yoksa Dininin Adamı mı olmak
Siz de Atalar Dininden misiniz?
Kur’an’ın Tarihselliği Üzerine
Milliyetçilik, Ulusalcılık, Kavmiyetçilik, Asabiyet ve Ayrışma Üzerine (I)
İslam’ın Kavim ve Kabile Gerçeğine Bakışı (2)
Ulusalcılık/Milliyetçilik/Asabiyet: İmanın ve Teslimiyetin Önünde Ciddi Bir Engel (3)
Akiller Toplantısı Üzerine
Esed Askerinin Kalbini Kim Dişledi?
Kur’an’a Göre Millet
Suudi Zengininden On Bin Dolar!
Demokrasi Oyunu
Emek Mezhebinin Kurucusu R. İhsan Elaçık a
Marksist Birine Cevap
Demokrasi Eleştirisi (I)
Demokrasi Eleştirisi (II)
UZUN ADAMI ACIMASIZCA ELEŞTİRMEK
İnzivaya Çekilmek Kalabalıklar İçinde Yalnızlığa Bir Panzehir
Kutsal Üçlü: Vatan, Bayrak ve Devlet
Kur an Müslümanlığı Üzerine
Korkularımızın Gölgesinde Özgürlük Arayışı (I)
Seçimlerde oy kullanmanın hükmü nedir?
Korkularımızın Gölgesinde Özgürlük Arayışı (II)
Yersiz Korkulardan Kurtulabilmenin Yolu nedir? (III)
AKP’YE KARŞI MHP-CHP İTTİFAKI VE AKP’NİN SİYASAL DURŞU
TEKFİR ETMEK YANİ ŞU VEYA BU KİMSE KAFİRDİR DEMEK
Kendi Kutsallarıyla Çatışan Sözde Özgürlükçü Demokratlara
İnzivaya Çekilmek
Ölüm Gerçeği Ve Kabir Ziyareti
Partiler… Belki de Ülkemizde Kısır Tartışmaların Asıl Nedeni de Budur?
Dikkat! İzleniyorsunuz…
İNSANLAR ÜÇ GRUBA AYRILIR...
İLAHİYATÇILIK BİR MESLEK MİDİR?
Kesin Ayrılık
TÜRK DEMOKRASİSİNİN YAKIN TARİHTE YAŞADIĞI BİR ÇELİŞKİ
ULUSUN KUTSALI: BAYRAK
Soma daki Ölümler Üzerinden Kirli Siyaset
Eğitim Felsefesi Ve Uygarlık Sorunu
Türkler Türkleri Arkadan Vurunca
Batının Ütopyası, İslam’ın Gerçeği
ACABA SİZCE KİM TERÖRİSTTİR?
CHP ADAYI EKMEL BEYE
Dini Siyasete Alet Etmek Veya Din-Devlet İşlerini Ayırmak
Yenilgi ve Zafer, Zenginlik ve Fakirlik: Diyalektik Kıskaçta İmtihan
Seçici Olmak Ve İslam Hukuku
İslam’da Güzel Ahlak ve Devlet İlişkisi
GEÇİMLİ BİR KOCADAN ALLAH İÇİN GEÇİM DERSİ
GERÇEK ALİM KİMDİR?
BU NE BİÇİM VALİ BÖYLE?
TASAVVUFTA CEZBE, VECD VE İSTİĞRAK HALLERİ
Âlim ve Cahil
EY YOLCU! DUR VE DİNLE!
GÖZÜNÜ SALT DÜNYA HAYATINA DİKMEK

YAZARLAR
İshak BIÇAKCI
 YENİ NESİL DİN DİLİ
Mustafa ÖZTÜRK
 Kendi Milletine Silah Sıkan Alçaklar İdamla Yargılanmalı ve Asılmalıdır!
Mustafa KÜÇÜK
 UZUN ADAMI ACIMASIZCA ELEŞTİRMEK
Bünyamin ÇETİNKAYA
 GENEL BAŞKAN OLSAYDIM!
Nazım KURUCA
 BİR BAŞARININ ÖYKÜSÜ: BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ
Yakup ALTIYAPRAK
 GÜNAY ÇAKIROĞLU
Sefer ÖZKAYA
 CEP TELEFONUN ZARARLARI
Feyza ALİUSTAOĞLU
 YEŞİLGİRESUN BELEDİYE SPOR-FİNAL GENÇLİK MAÇI: MAZERETİ OLMAYAN YENİLGİ
Şenol SANCAK
 Kan Çiçekleri
Mehmet FATSA
 Görele nin Kimliğini Temsil Eden Tarihi Eser:Hasan Ağa Cami
Bünyamin ÇETİNKAYA
 BİLEMİYORUM…
Suat HAKTANADAM
 GİRESUN KALESİ ATAPARK’A YUKARIDAN BAKIYOR
Mustafa ÖZDEMİR
 AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR
Mustafa TÜRKMEN
 BİYOTEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ KURULUYOR!
Kazım Özer KESKİN
 Başka çaremiz yok…
12
 
Haberci 28
E-mail:
bilgi@haberci28.com  web: www.haberci28.com